22 Şubat 2015 Pazar

vecdi aral

1. Duyarlığa ve bilince sahip olan insan, gerek kendini ve gerekse çevresini tanımak, ona uymak ve onu değiştirmek üzere, bir takım davranışlarda bulunan bir yaratıktır. Onun bu davranışları iki temel tutuma indirgenebilir: Bilme ve değerlendirme.

İnsan yaradılışı gereği, bilgi edinmek ister. Hiçbir öğrenim görmemiş insan dahi, kendisine bilgisiz denilmesine kolaylıkla razı olmaz. Teknik ve uzmanlıkla ilgili alanlara tüm yabancı olduğunu kabul etse bile, kendisinin hiç değilse bir dünya görüşü olduğunu, onun da bazı şeyler bildiğini söyliyecektir; yoksa, kendisini insan olmaktan çıkmış, insanlığını yitirmiş görürdü. Bu durum gösteriyor ki, bilme (bilgi edinme) insanı insan yapan, onu diğer yaratıklardan ayıran bir özelliktir.[1]

Fakat insanın ayırıcı özelliği olarak, bir yanı daha vardır. O, bütün yaşamı boyunca sayısız değerlendirmeler yapar; değerlendirme yapmadan yaşayamaz. Çünkü o, kendisini bilgi edinmeye yönelten bir bilince sahip olduğu gibi, aynı zamanda istek ve iradeye de sahip bulunmaktadır. Bir şeyi istemek için de, önceden değerlendirmek ve seçmek gerekir.

Gerçekten, bizim yaşamımız bununla doludur. Hepimiz, hemen her an eşya ve olayları değerlendirir, bir değerlendirmeye tabi tutarız. Bu bakımdan, değerlendirme insanın niteliğine dahildir; değerlendirme, bilmenin yanı sıra, insanı kararlıyan, daha doğrusu insanı insan yapan bir şeydir.


Bu arada, karşılaştığımız her şeyi, her objeyi değerlendiririz. Örneğin ekmek, su, giysi, kitap, sağlık, zihniyet, davranış ve bunun gibi. Böylece insan, ihtiyacı olan her şeyi, bizzat kendisinin seçmesini ister. Çirkin de olsa, yararsız da bulunsa sırtında taşıyacağı giysiyi kendisini değerlendirmiş (seçmiş) olmasını arzular; bu ona onur kazandırır. Aksi durumda, dışarıdan yapılan bir zorlama ile seçme olanağının tanınmaması, en azından onu incitir. Bu yüzden en çok, seçtiklerimizi ve yeğ tuttuklarımızı (tercih ettiklerimizi) beyenenlere yakınlık duyarız; hiç değilse yeğlemelerimize karışmıyan kimselerle ilişki kurar ve ancak onlarla barış içersinde yaşayabiliriz. İnsanlararası barışın varlık olanağı, değerlendirme ve seçme özgürlüğünün tanınmasına bağlıdır. Bize bu özgürlüğü tanımıyanları, derecesine göre, giderek zorba ve hatta düşman olarak görürüz.[2]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder